Aylardır bekliyoruz onu, hayaller kuruyoruz, merak ediyoruz nasıl bir bebek olacağını.
Ansızın gelmesini beklediğimiz için sık sık hatırlatıyorum Hüsna'ya: Bana haber vermeyi unutmayın sakın...
Ama öyle olmuyor Zeynep hanımın gelişi, o yerinden memnun gibi, dünyayı hiç merak etmiyor.
Çabalamıyor hiç, annesinin karnındaki yerini sevmiş belli.
Biz böyle düşünürken farkediyor doktor suyunun bittiğini, mecburi bir sezaryen gerçekleşiyor sonra. Hüsna'nın ameliyat elbiseleri içinde sedyeyle asansöre doğru götürülüşü...
Hepimizin dudaklarında bir kıpırdanış, herkes okuyor arkasından, kolayca ve sorunsuzca bitsin tüm işlemler diye.
Biz daha odanın kapısını süslemeyi bitiremeden bebek odasına getiriyorlar Zeynoşu.
Kapıyı öylece bırakıp koşuyoruz koridora, hiç bir anını kaçırmamalıyız.
Pembe bir bebek, simsiyah saçları var ve avazı çıktığı kadar bağırıyor.
Sahi, minicik bir bebeğin avazı ne kadar çıkar?
Onunki de öyle işte, hepimize öyle sevimli geliyor ki sesi.
Odanın süslenmesi bitmemiş ama biz bebek odasının kapısından ayrılamıyoruz.
Bir mucizeye tanıklık etmek böyle bir hayranlık bırakıyor çünkü insanda.
Daha yarım saat önce annesinin karnında olan bebek, dünyanın havasını içine çekiyor şimdi, gözlerini açabilmesi için biraz temizlenmesi gerek. Eskisi gibi yıkamıyorlar bebekleri hemen, siliyorlar sadece. Yıkanma sonraki iş.
Hayran hayran seyrediyoruz minik kızı, derinden hissediyorum teyze olduğumu. Kan bağı yok bizim aramızda ama Allah kalbine o sevgiyi koyduysa kan bağının önemi de yok.
Taptaze, yepyeni bir duygu benim için.
Seviyorum bu hissi. Bir insanın sadece varlığıyla mutlu olmak.
Dünyamıza hoşgeldin minik kız, can kız...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder